Yazar Doğan Karaağaç’ın Cendere adlı kitabı çıktı

Yazar Doğan Karaağaç’ın Cendere adlı roman serisinin ilki, Alan Yayınları’ndan çıktı.

 

Yazar Doğan Karaağaç’ın Cendere adlı roman serisinin ilki, Alan Yayınları’ndan çıktı.
Daha önce 2011 yılında Tevn Yayınları’ndan çıkan “O Dağ Yürekli”, ve 2012 yılında “Şewat” adlı şiir iki şiir kitabı bulunan yazarın beklenen, Cendere adlı romanını raflardaki yerini aldı.
Editörlüğünü gazeteci yazar Gülten Kahraman’ın yaptığı kitap, 1960-1980 yılları arasında Kürt coğrafyasında yürütülen emek ve özgürlük kavgasında yaşanmış gerçekleri anlatıyor.

KİTAP HAKKINDA YAZILANLAR

Doç. Dr. Fikret Başkaya (İktisatçı, Düşünür, Siyaset Bilimci, Yazar)
Cendere,  Türkiye’de sol hareketin ve Kürt Ulusal Hareketi’nin yükselişe geçtiği 1960’lı-1970’li yıllarda, çok erken yaşlarda ‘dünyayı değiştirmek üzere yola çıkan Çermikli [Diyarbakır] bir devrimcinin serüvenini anlatıyor.
Yazarın üç kitap olarak tasarladığı dizinin birincisi. Kitabın harika kurgusu ve su gibi akan dili hayranlık uyandırıyor. Belli ki, Doğan Karaağaç, bu ilk kitabıyla roman dünyasına hızlı bir giriş yapıyor. Kitap, 1960’lı ve 70’li yıllara odaklansa da bilge Molla Ali’nin ağzından, Harb-i Umumî [1914–1918], Cumhuriyet’in ilanı, Şeyh Said Hareketi [1924] ve Dersim kıyımına da dönüşler yapıyor.
Bilim daha iyinin, sanat da daha güzelin izini sürer. İnsanlığı ileriye taşıyan da sadece radikal eleştiridir. Zira, radikal olmayan eleştiri şeylerin gerçeğine nüfuz etmekten çok şeylerin etrafında dolanmaya yarar. “Radikal olmak demek, sorunları kökeninden ele almaktır ve insan için o köken insanın kendisidir” denmiştir.
Aslında Doğan Karaağaç, elinizdeki bu kitabında, bir dönemin tasvirini yaparken, şeylere, olaylara, süreçlere eleştirel bir bakış ortaya koyuyor. Devrimci istencin somut dünya ile yüzleştiğinde nasıl bir ‘manzara’ ortaya çıkabileceğini ikirciksiz olarak ortaya koyuyor. Devrimcilerin dillerinden pek düşmeyen, ‘somut durumun somut tahlilini” yapmanın onu telaffuz etmekten daha zor olduğunu da gösteriyor. Devrimci idealizm ve coşku ne kadar güçlü olursa olsun, somut durumla, dünyanın gerçekliğiyle yüz yüze geldiğinde şeylerin seyrinin nasıl bir ‘görünüm’ alabileceğine’ dair düşünmeye davet ediyor.
Doğan Karaağaç’ın bu güzel eserini büyük zevk alarak okudum. Kitabın her cümlesi bir sonrakini, her sayfası da bir sonrakini davet ediyor. Eline alanın bitirmeden bırakması zor. Karaağaç’ı, böyle bir eser ortaya koyduğu için kutluyorum.”

Harun Güneş (Edebiyat Eleştirmeni)
“Doğan Karaağaç, muhteşem, renkli, karmaşık, zorlu ve acılı yaşamıyla, çok küçük yaşta devrimci mücadeleye atılmıştır.
Bu mücadeleyi gözü kara bir biçimde yürüten yazar, ilk romanı olan Cendere ’de doğduğu çevrenin, ekonomik, siyasal, toplumsal ve kültürel yapısını berrak bir şekilde dile getirmiştir.
O dönemin koşullarını, ulusal karakterli sınıf mücadelesinin filizlenişini, sömürgeciliğin, toplumun ve gençliğin buna tepkisini anlatmıştır.
Yine o dönem gençliğinin, düşünsel ve duygusal durumunu, mücadelenin zorluklarını, dökülme ve ihanetleri, inançlı gençlerin kararlı duruşlarını çözümlemiş, insanların inançsız ve umutsuz yapılarını, mücadelenin doğuşunu ve ilk deneyimlerini çok sade bir yaklaşımla dile getirmiştir.”

DOĞAN KARAAĞAÇ KİMDİR?

1963 Yılında Diyarbakır’a bağlı Çermik ilçesinin Ekrek Köyü’nde doğan yazar, Dımilki (Zazaca) konuşan on çocuklu bir ailenin son çocuğudur.
İlk Okulu Ekrek’te, Ortaokulu Çermik’te okudu. Daha sonra Van Sağlık Koleji’ni kazandı. İkinci sınıftayken koleji terk edip, toplumu özgürleştirme kavgası için dağlara çıktı.
1980 Aralık ayında Diyarbakır’da yapılan bir baskında yakalandı ve toplamda 18 yıl cezaevinde yattı.
“O Dağ Yürekli” (2011) ve “Şewat” (2012) adlı iki şiir kitabı yayınlandı. Cendere, yazarın üç ciltlik roman serisinin ilkidir.
İzmir’ de yaşayan yazar iki çocuk babasıdır.

KİTAPTAN BİR BÖLÜM

“— Biz farklı düşünüyor ve farklı çalışıyoruz. Bu dönem ne Şeyh Sait dönemidir ne de Seyit Rıza dönemi. Onların hatalarını ve eksikliklerini de biliyoruz. Derslerle dolu süreçlerdir. Onlar dini bayrak yapıp itiraz ettiler düzene. Biz dini bayrak yapmıyoruz. Hatta biz dini ne kadar bir kenara bırakırsak o kadar daha başarılı olacağımıza inanıyoruz. Biz bilime, bilimselliğe inanıyoruz. Biz Marksistiz, Leninistiz baba. Halkı örgütleyeceğiz. Halka güveniyor ve onu esas alıyoruz. Halkın birliği sağlandığı zaman, karşısında hiçbir güç duramaz.
— Sen hayal görüyorsun. Hayal ile gerçeği birbirine karıştırıyorsun. Halk dediğin nedir, kimdir? Halk dediğin benim ben, Hacı Bayram. Şu komşumuz Kalecikli Bego’dur halk. Şu kel Sülo’dur. Şu Şintolu Derviş’tir, Kıjanlı Mahmut’tur. Kareçi Mehmet’tir. Şu arka sokakta oturan Yoğunlu Eyo’dur, Gazolu Paşo’dur, Kara Musalı Abdo’dur halk. Yahu oğlum halk biziz. Bu saydıklarım halk değil mi?
— Evet halktır.
— Peki halk dediğimiz bu insanlardan, yani biz Kürtlerden hiç birlik olur mu? Sen delirdin mi yahu? Böyle bir iş için bu saydığım ve senin de kabul ettiğin insanlardan oluşan halk hiç ölümüne ayağa kalkar mı? Ben kalkmaz diyorum, kalkmaz ve birlik olmaz, olamaz.
— Olur. Anlatırsan, çalışırsan, örgütlersen olur.”

Share This
COMMENTS
Comments are closed